Nikah şekeri tarihçesi

Geçmişten günümüze kadar devam eden nikah şekeri geleneği için bir çok rivayet ve şeker adetinin ilk çıkış merkezi hakkında farklı hikayeler bilinmektedir.Bu inanışların en belirgini anadolu ve çin kaynaklı olmakla birlikte zamansal olarak şekerin keşfine tekabül eden bu gelenek kıtalar arasında ortak özellikler sergilmektedir.Orta Anadolu da 15.yy sonlarına doğru kelle şekerlerinin yangınlaşmasıyla birlikte tavaslı Bekir efendinin, bu şekeri havanlarda dövüp eriterek, gülyağı,tarçın, gelincik meyvesinden oluşan tabii aroma ve kök boyalarla pişirip bugünki akide şekerine benzer bir imalat yapmasıyla ilk temeller atılmış ve öncelikle saraylarda kullanılmaya başlanmıştır. Başlangıçta Padişah ve sadrazamlar, daha sonrasında saray erkânından esnafına, köylüsüne varıncaya kadar düğünlerde şeker dağıtmak adet olmuştur. Osmanlı hayatında büyük ölçüde iyi niyetinin hakim olması, düğün ve törenlere yansımış ve gelen konuklara hediye vermek adet olmuştur.Bunun ilk kaynağı ve saraydan çıkma vesileside osmanlı padişahı III.Ahmetin kızı Hatice Sultan’ın vezir Sarıkçı Mustafa Paşa’yla evliliği dolayısıyla Edirne’de düzenlenen ve 19 gün süren düğününde kullanıldığını görüyoruz, III.Ahmet’in düğün hazırlıkları sırasında sefere gitmesi ve bu seferin uzun sürmesi dolayısıyla tespit edilen zamanda düğüne yetişememesi vesilesiyle doğmuştur. düğün hazırlıkları tamamlanıp hatta konuklarında uzak illerden düğüne gelmelerine rağmen padiahın kızı Hatice sultanın babasını beklemekte ısrarı üzerine konuklar ve yerel halkı saray ve cevresinde bekleyişe başlamıştı bu bekleyiş 2 gün sürmüş ve seferden dönen padişah şehrin girişinde bu manzarayla karşılaşınca saray yolu boyunca keselerin içinde bulunan ganimetleri ,çekirdek kahve, tütün ve şekerlerin halka dağıtılması emrini vermişti..Sonraları bu gelenek sadece seker dağıtmaya dönüşerek günümüze kadar gelmiş ve osmanlı zamanından kalan kese içine koyma adeti daha modernize olarak tüllere ve çeşitli malzemeler için sarılarak verilmeye başlanmıştır.Osmanlı geleneklerine göre saray düğünlerinde eğer gelin yada damat adayı sadrazam veya padişah erkanından ise, dügün alayı öndeki büyük bir nahılın ardından sırasıyla şekerleme ve tatlı sinileri, şeker bohçaları, şerbet sürahileri, para keseleri, mücevher kutuları ile katırlara yüklenen diğer hediyeler ile taşınırdı.Osmanlıda sürekli kullanılan nahıl geleneğinde de şeker çok önemli bir yer tutmakta idi .Osmanlı düğün ve şenliklerinde ilk kez 15. yüzyılda yer verildiği düşünülen nahıl, Sultan II. Mehmed'in düğünündede en ihtişamlı haliyle Osmanlıda sürekli kullanılan nahıl geleneğinde de şeker çok önemli bir yer tutmakta idi .Osmanlı düğün ve şenliklerinde ilk kez 15. yüzyılda yer verildiği düşünülen nahıl, Sultan II. Mehmed'in düğününde de en ihtişamlı haliyle kullanılmıştır. geçmişten günümüze gelen bilgilere göre nahıllar düğünlerde damat tarafından yaptırılır, gelin giderken onun önünde, düğün kervanının en başında yeralır ve gelinin odasına yerleştirilirdi.Sur-ı hümayunda nahılları idare eden ve yön veren bir nahıl ağası bulunur ve gidişatı bu kişi yönlendirirdi. Nahıllardaki şekerden yapılma figürlerin (balık, ceylan, tavuskuşu, fil ve deve figürleri) düğün şenlik eğlenceleri sonunda yenmesi için halka dağıtılması adetti. Bunları aşçılar dışında özel olarak çağırılan sanat grubu olarak kabul edilen Nakkaşan-ı Sükker yapmaktaydı. Sükker nakkaşı olarak da bilinen şekerci ustalarının arasında, Osmanlı topraklarına gelmiş yerleşmiş ispanyol Musevilerin torunları da bulunurdu. bu şeker ustaları Rönesans dönemine ait bazı süsleme motifleri ve tekniklerini nahıllar içinde kullanmışlardır. Sükker nakkaşları düğünlerin yanısıra bayramlarda da çocuklar için şeker yapar, bunlar ogünün esnafları tarafından satılırdı. . Günümüzde farklı şekillerde de olsa nahılın Anadolu'nun iç kesimlerinde gelenek olarak halen sürdüğü biliniyor. Saray ve saltanat düğünleri ve şenlik eğlencelerinde yaygın olarak görülen nahıllar çok büyük ve ihtişamlı olmaktaydı.Bunu tarif eden kitaplara göre nahılların geçeceği güzergâhtaki evlerin çatılarının çıkıntıları yıkılıyor, sonrasında başka düğünler için yeniden aynı şeyle karşılaşılmasın diye duvarlar nahılların boyutuna göre yeniden ustalarca düzeltilip onarılıyordu. diğer bir rivayete göre 1587 yılın’da III. Murad’ın en büyük kızı Ayşe Sultan'ın Kanijeli İbrahim Paşa’yla yapılan düğün eğlenceler için denizci leventlerin taşıdığı osmanlı kalesi biçiminde yapılmış dev bir çok katlı pasta ve düğün hediyesi olarakta 5 yük şekerleme olduğunu biliyoruz.Yüzyıllar boyu süre gelen bu geleneğimiz günümüzdede şekil değiştirerek sürmeye ve gelecek kuşaklara taşınmaya devam etmektedir...